top of page
Ara

Down Sendromu Nedeniyle Açılan 20 Milyon TL’lik Malpraktis Davasında İstinaf Mahkemesi Kararı

Down Sendromu Davasında Karar
Down Sendromu Davasında Karar

Son dönemde kamuoyuna "Özel Hastaneye Rekor Tazminat!", "Down Sendromuna 21 Milyon TL Tazminat!" gibi başlıklarla yansıyan dava, kadın doğum uzmanları başta olmak üzere sağlık camiasında büyük yankı uyandırmıştır. Hekimlerin hukuki sorumlulukları, hasta hakları ve tıbbi uygulamaların hukuki denetimi açısından önemli tartışmalara neden olan bu dava, kamuoyunda “emsal” bir karar olarak yorumlanmış olsa da, hukuki ve tıbbi ilkeler çerçevesinde daha kapsamlı bir değerlendirmeyi gerektirmektedir.

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 19. Hukuk Dairesi’nin 30.01.2025 tarihli, 2024/2658 Esas ve 2025/115 Karar numaralı istinaf kararı, Down sendromu nedeniyle açılan tazminat davalarına yönelik hukuki değerlendirmeler içermesi bakımından dikkat çekicidir. Mahkeme, davaya konu olan sağlık hizmetlerinin tıbbi standartlara uygun olarak sunulduğunu, hekim ve hastanenin hukuki bir kusurunun bulunmadığını belirleyerek davayı reddetmiştir.

Bu karar, tıbbi uygulamaların hukuki sorumluluk bağlamında nasıl değerlendirileceği konusunda önemli bir içtihat niteliği taşımaktadır. Aynı zamanda, hekimlerin bilgilendirme yükümlülüğünün yalnızca yazılı belgelerle değil, sözlü beyanlar ve hasta kayıtlarıyla da ispatlanabileceğini ortaya koyarak sağlık hukukunda önemli bir denge kurulmasına katkı sağlamaktadır. Dolayısıyla, benzer davalar açısından genelleme yapılmaması gerektiği, her vakanın kendi özel koşulları çerçevesinde değerlendirilmesinin zorunlu olduğu bir kez daha vurgulanmaktadır.

 

Olayın Geçmişi

Davacı aile, gebelik sürecinde kadın doğum hekiminin Down sendromu riskine ilişkin sadece ikili test yaptırdığını, riskin düşük çıkması nedeniyle diğer testleri yaptırmadığını ve bilgilendirme yükümlülüğünü ihlal ettiğini ileri sürerek maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

Tüketici Mahkemesi yargılama sonucunda hastane ve doktoru Down sendromlu doğum nedeniyle sorumlu bularak, davacılara 21 milyon TL maddi ve 200 bin TL manevi tazminat ödenmesine hükmetmiştir. Karar kapsamındaki tazminat miktarı, yasal faizleriyle birlikte 40 milyon TL’yi aşmaktadır

 

İstinaf Sürecindeki Gerekçeler

Davalı hastane ve kadın doğum uzmanı vekilleri, ilk derece mahkemesinin tazminat kararına karşı istinaf yoluna başvurmuş ve şu temel gerekçelerle itiraz etmiştir:


  • Down Sendromunun Genetik Bir Hastalık Olduğu Hekimin Kusuru Olmadığı

Down sendromu, genetik kökenli bir bozukluk olup anne veya baba tarafından önlenebilecek ya da hekimin müdahalesiyle engellenebilecek bir durum değildir. Davalı taraf, bu bilimsel gerçeklik doğrultusunda hekim veya hastanenin sorumluluğunun bulunmadığını savunmuştur.

Gebelik sürecinde yapılan testler açısından, tıbbi standartlara uygun olarak gerçekleştirilen ikili tarama testinin "düşük riskli" çıkması nedeniyle üçlü-dörtlü testler ile amniyosentez gibi girişimsel testlerin tıbben gerekli olmadığı ileri sürülmüştür. Bu testlerin ancak yüksek risk taşıyan gebeliklerde uygulanmasının zorunlu olduğu belirtilmiştir.


  • Tıbbi Standartlara Uygun Hareket Edildiği

Davalılar, gebelik sürecinde yapılan tıbbi değerlendirmelerin tamamının tıbbi protokollere uygun olduğunu ileri sürmüştür. Bu kapsamda;

İkili tarama testinin düşük riskli çıkması,

Ultrason ölçümlerinin normal bulunması,

Anne adayının 35 yaş altında olması nedeniyle yüksek risk grubuna girmemesi,

gibi bilimsel kriterler doğrultusunda ek testlerin gereksiz olduğu belirtilmiştir.

Ayrıca, amniyosentez gibi girişimsel tanı testlerinin %1-2 oranında düşük riski barındırdığı ve tıbben gerekli olmadıkça uygulanmaması gerektiği vurgulanmıştır.


  • Hekimin Aydınlatma Yükümlülüğünü Yerine Getirdiği

İstinaf başvurusunda, hastaya gebelik sürecindeki riskler hakkında gerekli bilgilendirmenin yapıldığı ve bu hususun tıbbi kayıtlarla desteklendiği savunulmuştur.

Hekimin aydınlatma yükümlülüğünü yazılı bir belge ile yerine getirmediği iddiasına karşın, sözlü bilgilendirmenin tanık beyanları ve hasta kayıtları ile desteklenebileceği belirtilmiştir. Bu kapsamda, hekimin bilgilendirme yükümlülüğünü yerine getirdiğine dair somut kanıtların bulunduğu ifade edilmiştir.

 

İstinaf Mahkemesi’nin Kararı ve Gerekçesi

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 19. Hukuk Dairesi, davalıların itirazlarını haklı bularak ilk derece mahkemesinin kararını kaldırmış ve davayı reddetmiştir.

Kararın gerekçesinde aydınlatması ve gebelik takibindeki tarama testilerine ilişkin iki esas nokta şu şekilde açıklanmıştır:

"... CVC ve amniosentez gibi testlerin kesin tanıya ilişkin testler olduğu, bu testlerin tedavi olarak nitelenemeyeceği, dolayısıyla anılan testleri yaptırmayan hastanın tedaviyi reddettiği anlamının çıkarılamayacağı çok açıktır. Bu itibarla amniosentez testi yaptırmayan hastadan amniosentez hususunda aydınlatıldığına dair imzasını taşıyan yazılı onam alınmasına da gerek bulunmadığı, diğer tarama testleri ve amniyosentez gibi testlerin tedavi olarak nitelendirilemeyeceği davalı hekimin tedaviyi red tutanağı düzenlemesi gerekmediği,”

Somut olayda meydana gelen neticede Down Sendromunun genetik bir rahatsızlık olduğu, hekimin dahili olmadığı ve anne karnında tedavisinin bulunmadığı, gebede ikili test sonucunun "DÜŞÜK RİSKLİ" çıktığı, gebeliğin ilk üç aylık döneminde yapılan İkili veya Kombine Testin duyarlılığı yüksek, yanlış pozitiflik olasılığı düşük oluşuyla çok değerli bir test olduğu bu test sonucunun ‘Düşük risk/negatif’ olduğu, NT (ense kalınlığı) normal ölçüde bulunduğu, nazal kemik görüldüğü, anne yaşının 35’in altında, akraba evliliği olmadığı ve daha önce anomalili bir doğum bulunmadığı, diğer tarama testlerinin yapılmasına gerek olmadığı, davacı hastanın gerekli tetkik ve muayeneleri, geçerli tıbbi rehberlere uygun olarak yapıldığı, gerek tarama testi gerek ultrasonografi sonuçlarına göre risk saptanmayan hasta uygun şekilde takip edildiği” gerekçesi yer almaktadır.


Mahkemenin karar gerekçesi şu şekilde özetlenebilir:

  • Down Sendromu ile Hekimin Kusuru Arasında İlliyet Bağı Yoktur

Down sendromunun genetik bir rahatsızlık olduğu ve anne ya da hekimin bunda herhangi bir etkisinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

Gebelik takibinin tıbbi protokollere uygun şekilde gerçekleştirildiği, doktorun gerekli tüm testleri uyguladığı ve teşhis sürecinde herhangi bir ihmali bulunmadığı belirtilmiştir.


  • Yapılan Tıbbi Testler ve Uygulamalar Yeterlidir

İkili tarama testinin düşük riskli çıkması nedeniyle üçlü-dörtlü testlerin ve amniyosentezin yapılmasına gerek olmadığı kabul edilmiştir.

Gebeliğin 35 yaş altı olması ve daha önce anomalili doğum öyküsünün bulunmaması nedeniyle ileri düzey testlerin yapılmasının tıbbi zorunluluk taşımadığı vurgulanmıştır.


  • Hekimin Bilgilendirme Yükümlülüğünü Yerine Getirdiği Kabul Edilmiştir

Aydınlatma yükümlülüğünün sözlü olarak yerine getirildiğine dair tanık beyanlarının dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir. Hastanın yazılı bir belgeyi imzalamamış olması, sözlü bilgilendirmenin geçerliliğini ortadan kaldırmadığı gibi, ikili test sonucunun altında yazan not, tanık beyanları ve tıbbi kayıtların bu yükümlülüğün yerine getirildiğini kanıtladığı kabul edilmiştir.

 

Sonuç ve Değerlendirme

İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 19. Hukuk Dairesi’nin bu kararı, tıp hukuku ve hasta hakları arasındaki dengeyi koruyan önemli bir içtihat niteliğindedir. Karar, hekimlerin bilimsel ve tıbbi protokollere uygun hareket ettikleri sürece hukuki sorumluluk taşımayacaklarını vurgulamaktadır.

Ayrıca, aydınlatma yükümlülüğünün yalnızca aydınlatılmış onam belgesi ile değil, tanık beyanları ve hasta kayıtlarıyla da ispatlanabileceği yönündeki tespit, sağlık çalışanları açısından önemli bir hukuki güvence sağlamaktadır.

Bu doğrultuda, tıbbi uygulamaların hukuki değerlendirilmesinde genelleme yapılmamalı, her dava kendi özel koşulları çerçevesinde ele alınmalıdır. 

 

Av. Ayşe Gül Hanyaloğlu

Av. Ayşe Acar Yücel


bottom of page