Tedavinin Başarılı Olması İçin Hastaya Düşen Yükümlülükler

 TEDAVİNİN BAŞARILI OLMASI SADECE HEKİM UYGULAMASINA  BAĞLI DEĞİLDİR, HASTANIN DA ÜZERİNE DÜŞEN YÜKÜMLÜLÜKLERİ YERİNE GETİRMESİ GEREKİR

“Kesinleşmiş Örnek Yargı Kararı İncelemesi”

Bilindiği üzere, tedavi süreci hastane, hekim ve hasta arasında sağlanacak iş birliği ile ilerleyebilen bir süreçtir. Tedaviden beklenen sonuca ulaşabilmesi için hekimin doğru tıbbi uygulaması yanında, hastanın da sürece dahil olması gerekmektedir. Başarılı bir tedavi süreci için hastanın,   tedaviye yönelik tavsiyeleri gereği gibi yerine getirmesi, tedavisini aksatmaması, ilaç kullanımında özenli olması, kontrol muayenelerini atlamaması gibi tedaviyi başarıya götürecek hususlara dikkat etmesi gerekir. 

Kimi zaman, hastanın tedaviden beklenen faydayı görmemesi  veya iyileşmenin  öngörülen sürede gerçekleşmemesi gibi tıbbi uygulamayı sorgulamaya yönelik şikayetler ile karşılaşılmaktadır. Ancak  bu konuda değerlendirme yaparken, tedavi sürecini bir bütün olarak düşünmek ve hastanın yerine getirmesi gereken yükümlülükler olup  olmadığını da saptamak gerekecektir.  

Kaldı ki sağlık hizmeti alan hastanın uyması geren kurallar, genel hatları ile hasta Hakları Yönetmeliği’nin 42’inci maddesinde tanımlanmıştır. Özellikle yönetmeliğin  42/a   maddeler yer alan;  Başvurduğu sağlık kurum ve kuruluşunun kural ve uygulamalarına uygun davranır ve katılımcı bir yaklaşımla teşhis ve tedavi ekibinin bir parçası olduğu bilinciyle hareket eder.” şeklindeki düzenleme ile 42/c maddesinde yer alan; ”Hekim tarafından belirlenen sürelerde kontrole gelmeli ve tedavisinin gidişatı hakkında geri bildirimlerde bulunur.” şeklindeki düzenleme tedavi sürecindeki işbirliğine işaret etmesi bakımından oldukça önemlidir. 

Hasta tarafından ihlal edilen yükümlülükleri tespit etiğimiz ve yargılama sırasında  değerlendirmesi gerektiğini dile getirdiğimiz bir dosyamızda kesinleşen kararı sizlere paylaşmak isteriz.

Dava konusu özetle; “Kaynak ustası olarak çalışmakta olan Hasta Y Y’in  geçirdiği  iş kazasında başparmağını yaraladığını, XXXX Hastanesi’ne başvurduğu,  parmağında kırık görülerek  atel takıldığı, sargı uygulandığı ve 10 gün rapor verildiği, iki günde bir pansuman ve bandajlamaya gelmesinin istendiği, pansuman için tekrar aynı hastaneye başvurduğunda pansumanı yapan sağlık görevlisinin, parmağında hiçbir düzelme olmadığını söylendiği ancak hiçbir müdahalede bulunulmadığı,  daha sonra yeniden rapor almak ve parmağında düzelme olup olmadığını öğrenmek için  farklı bir  Hastaneye gittiğini  yaranın kangrene dönüştüğü ve ” parmağının kesilmesi” gerektiğinin söylendiği ancak özel bir hastanede  doku nakli uygulandığı ve parmağın kesilmekten kurtarıldığı belirtilerek, tüm bu süreçte ilk başvurunun  yapıldığı  XXXX Hastanesi’nde görevli doktorun ihmalinin bulunduğu, ilgisiz ve özensiz davrandığı  iddiası ile  maddi ve  manevi tazminat talebinde bulunulmuştur. 

Hekim savunmasında;  “..  Parmak travması şikayeti ile XXX Hastanesi acil servisine başvuran davacıya hastaya yumuşak doku bozukluğu tanısı konularak ilk müdahale yapıldıktan sonra Ortopedi ve Travmatoloji Polikliniğine müracaat ettiği, muayene ve tetkiklerinde, sol el 2’inci parmakta distal falanksı ilgilendiren crush yaralanma ve buna bağlı 2’inci parmak distal falanksta kırık tespit edildiği, pansuman yapılıp atel tespitine alındığı ve istirahat raporu düzenlendiği, hastaya elevasyon, dolaşım kontrolü önerilerek yara takibi için günaşırı Ortopedi polikliniğine pansumana gelmesinin söylendiği, ancak kayıtlar incelendiğinde hastanın pansumana ve kontrollerine gelmediği, hastanın 8 gün sonra ilk kontrolüne geldiği, yapılan muayenede ve çekilen grafide “crush injüri” ye bağlı yara iyileşmesinin devam ettiğinin görüldüğü, bariz bir nekroza rastlanmadığı, pansuman ile yara takibine devam edilmesine karar verildiği, çekilen grafilerde ekstra bir patoloji saptanmadığı, günaşırı poliklinik kontrolüne gelerek yara takibine devam etmesinin önerildiği ancak hastanın bu sefer de kontrollerine gelmeyerek klinik takibinden çıktığı, tedavi sürecini kendi ihmali ile aksattığı….” belirtilmiştir.

KARAR:  İdare Mahkemesi’nde davanın reddine dair karar verilmiştir. Kararın gerekçesinde;  “……tıbbi müdahaleyi takiben kan dolaşımının ve yaranın takibi için gün aşırı pansuman ve kontrole çağrıldığı ve fakat davacının sadece bir kez kontrole ve pansumana geldiği bir daha da gelmediği görülmektedir. Davacı tarafından 2’nci günde bir pansumana gidildiği belirtilmekte ise de hastane kayıtları incelendiğinde bu iddianın doğru olmadığı görülmektedir. Ayrıca, davacının XXXX Hastanesi Acil Servisine parmak travması şikayeti ile başvurduğunda, acil serviste “yumuşak doku bozukluğu”, ortopedi polikliniğinde de crush yaralanma (ezilme yaralanması) tanısı ile gerekli tıbbi müdahalenin yapıldığı, davacının yaklaşık 45 gün sonra farklı bir hastaneye yaptığı ilk müracaatında da aynı şekilde “yumuşak doku bozukluğu, tanımlanmamış” ve 30 gün istirahat raporu verildiği görüldüğünden ilk teşhiste herhangi bir yanlışlık bulunmadığı anlaşılmıştır. Bu durumda, davacının tıbbi müdahale sonrası doktorun tavsiyelerini dikkate almadığı  sadece bir kez kontrole ve pansumana geldikten sonra hastaneye bir daha gelmeyerek teşhis ve tedavi sürecini sekteye uğrattığı ve kusurlu davrandığı, kezâ davacının tedaviyi yarım bırakması sebebiyle zararla idari faaliyet arasındaki illiyet bağının da kesildiği anlaşıldığından, hem maddi ve hem de manevi tazminata hükmedilmesi için lâzım gelen şartların bu davada gerçekleşmediği sonucuna ulaşılmıştır, açıklanan nedenlerle DAVANIN REDDİNE..” karar verilmiştir.

İSTİNAF MAHKEMESİ KARARI; Davacı tarafından işbu karara karşı İstinaf kanun yoluna başvurulmuşsa da, Ankara Bölge İdare Mahkemesi 10. İdari Dava Dairesi tarafından yapılan incelemede; Yerel Mahkeme kararının usul ve hukuka uygun olduğu ve kararın onaması gerektiğine kesin olarak oybirliğiyle karar verilmiştir. 

Sonuç Olarak;

Yukarıda hukuk büromuz tarafından takip edilen ve emsal nitelikte olabilecek bu kararda da vurgulandığı gibi; başarılı bir tedavi için hekim kadar hastanın da üzerine düşen yükümlülükler mevcuttur. Gerekli  kontrol periyodlarında hekime  müracaat etmeyen ve gözetiminden çıkan hasta, Hasta Hakları Yönetmeliğine aykırı davranarak  üzerine düşen yükümlülükleri ihlal etmiş sayılır. Bu durumda meydana gelen zarar ile hekim uygulaması arasında illiyet bağı kesileceğinden hekimin sorumluluğundan bahsedilemez.

Ayrıca hekim açısından, hastaya uygulan tedaviye ilişkin tüm sürecin hasta kayıtları ile ispat edilebilmesi gerekir. Hastanın kontrole çağırıldığı halde gelmediği hasta kayıtlarında  anlaşılması durumunda tıbbi bilirkişi incelemesine dahi gerek duyulmadan hakimin karar verebileceği hukuki bir mesele olarak değerlendirilir. 

 

Av. Ayşe Gül HANYALOĞLU & Stj. Av. Ayşenur YILDIRIM