Malpraktise İlişkin Tazminat Ve Ceza Davaları Sigorta Güvencesi Olmayan Ebe Ve Hemşireleri Nasıl Etkiler?

                                    

Bu yazının amacı hemşirelikten gelen bir sağlık hukukçusu olarak sağlık çalışanlarının tamamını ilgilendiren hukuksal sorunların tespitini ve çözüm önerilerini paylaşarak farkındalık yaratılmasını sağlamaktır.  Avukat olduğum 1990 yılından itibaren hemşirelikten kaynaklanan refleksle malpraktis davaları ve sağlık çalışanlarının sorunları ilgi odağımdaki konular oldu.

Sağlık Hukuku alanında Malpraktis Farkındalık Eğitimlerinde ve değişik platformlarda dile getirdiğim üzere mahkemelerde hızla artan malpraktis davalarının görünen mağdurları hekimlerse görünmeyen mağdurları hemşire ve ebeler olacaktır. Sağlık Bakanlığı tarafından birçok hemşire ve ebe aleyhine açılan rücu davalarının sayısı hızla artmaktadır.  Malpraktis davalarının başlangıçta idare ve hekimler aleyhine açılıyor olması ebe ve hemşireler açısından en büyük tehlikeyi oluşturmaktadır. Savunmalarını yapamadıkları ve olay anındaki birçok delilin yok olduğu, teknolojik alt yapının değiştiği ve hatırlanan delil ve tanıkların artık bulunmadığı gerçeği düşünüldüğünde ebe ve hemşirelerin yıllar sonra gelen rücu davalarında şansı azalmaktadır.

Sigorta koruması olmayan, özlük hakları konusunda bir türlü iyileştirme yapılmayan, her an şiddete uğramaya uygun çalışma şartları ve nöbet sistemi ile malpraktise davetiye sayılacak ortamlarda görevlerini sürdüren ebe ve hemşireleri bekleyen tehlike ciddiye alınmalı ve gerekli önlemler alınmalıdır.

Malpraktis davalarında sık karşılaştığımız ve ebe/hemşirelere rücu edilen vakalardan örnek vermek suretiyle sorunların tespiti ve çözüm önerilerimiz aşağıdaki şekilde özetleyebiliriz.

EMSAL I          : Ebelerin tek başına doğum yaptırırken hekime bağlı rolleri ve hekimden bağımsız rollerinin ayrıştırılmasına ve sözel orderlarının yazılı hale getirilmemesine yargı nasıl bakıyor?

Danıştay 15.Hukuk Dairesi’nin 2013/4526 E- 2016/3551 ve 16.05.2016 tarihli kararı ile ebelere davaların hangi sebeplerle açılabileceğinin işaretlerini vermiştir. Danıştay bu kararında kadın doğum uzmanlarının ve ebelerin görev tanımı ve sınırlarının anlaşılabilmesi için sorular soruyor, tıbbi müdahalenin hekimin mi yoksa ebenin mi yetki alanında olduğunu ya da kimin kusurundan kaynaklandığı hususlarını cevabı içinde gizli sorularla aslında Yerel Mahkemeye değil Kadın Doğumculara ve ebelere sormaktadır.

 İlgili Karar Aynen;

 “……..Ebelerin doğum yaptırma yetkisi her doğum vakasıyla gelen hasta için var mıdır? Var olduğunun kabulü halinde hangi durumlarda kadın hastalıkları ve doğum uzmanına haber verilmelidir? ……..”

“………….doğumun hangi yöntemle yapılacağına (normal doğum-sezaryen doğum) karar verme yetkisi hangi sağlık personelindedir (doktor, ebe)?…………”

“………………….Çocuk Kalp Sesi(ÇKS) ve Nonstrestest(NST) testi yapma, test sonuçlarını okuma, değerlendirme ve sonuca göre müdahalede bulunma yetkisi hangi sağlık personelindedir(doktor, ebe, hemşire vs.)? ……………….”

“……………Gebelikle gelen hastalar için indüksiyon yapılması kararı hangi sağlık personelinin yetkisindedir? İndüksiyon yapılması kararı verilmişse, indüksiyon yapılırken gelişecek olası komplikasyonları önleme adına hekimin refakat etmesi zorunlu mudur?……….”

“………..Bakmakta olduğumuz vakada nöbetçi ebe XXXX tarafından uygulanan indüksiyon hastanın içinde bulunduğu klinik tablo dikkate alındığında “kontr endike” midir? İndüksiyon anne karnındaki çocuğun daha fazla oksijensiz kalmasına sebep olmuş mudur? (Bu madde cevaplandırılırken ön incelemeci tarafından varılan şu tespit de dikkate alınmalıdır: NST tetkikinde sancıların 100 mm. Hg basıncının üzerinde olması, ÇKS trasesinin çocuğun anne karnında oksijensiz kaldığını gösteren “geç desselerasyon” bulgusu içermesi )………….”

“………….hasta, hastaneye doğum sancısı yanında “kanama” şikayeti ile de gelmiş midir? Doğum sancısı yanında “kanama” şikayeti bulunması olağan/olağan dışı bir durum mudur? Olağan dışı bir durum olup olmadığını tespit etme adına ek tetkik, tespit ya da muayene yapılması gerekli midir? Bu tespitler neler olmalı ve kim tarafından yapılmalıdır? ………….”

“………….İcapçı hekimler hangi hallerde çağrıldıklarında hastaneye intikal etmek zorundadırlar? Bunun takdiri icapçı hekimde midir? yoksa icapçı hekimi çağıran acil hekimi ya da ebede midir? Bakmakta olduğumuz uyuşmazlıkta icapçı hekimin hastaneye intikal etmek yerine telefonla talimat vermesi tıbbi standartlarla bağdaşmış mıdır? Telefon konuşmasındaki talimatların tutanağa bağlanmamış olması maddi gerçeğin ortaya çıkmasını engelleyecek düzeyde midir?

Kararda yazılı soruların cevaplarını kadın doğumcular ve ebeler birlikte vermelidir. Zira cevaplar ortada kaldığı sürece sonuçlarından hekimler ve ebeler birlikte etkilenecektir. (http://hanyaloglu-acar.av.tr/serebral-palsili-bebek-dogumunda-danistayin-yanitlanmasini-istedigi-sorular/) Yine ebe ve hemşirelerin ortak sorunları olan sözel orderlar ispat açısından yazılı ordera çevrilmesi hekimi ve ebeleri koruyucu bir yöntemdir. Unutmayın davalar yıllar sonra gelmekte ve ispat açısından hukuk karşısında “yazmadıysanız yapmadınız” demektir. Hasta kayıtlarının düzenli tutulması ileride gelecek davalarda sizi koruyacak tek şeydir.

EMSAL II         : Ameliyathane Malzeme Sayımında Yaşanan Sorunlar ve Malzeme Sayım Tutanaklarının Gerçeği Yansıtmaması Sorunu

İzmir 1. İdare Mahkemesi’nin 2007/1368 E. sayılı dosyası ile görülen davada XXXXX Üniversitesi Rektörlüğü aleyhine tazminat talepli tam yargı davası ikame edilmiş ve yapılan yargılama neticesinde

“davacının uğradığı zararın davalı idarenin hizmet kusurundan kaynaklandığı ve ameliyatın kapsamı ile idarenin teknik olanakları karşısında bu boyutta bir ameliyatta gazlı bez unutulmasının ağır hizmet kusuru oluşturması karşısında denilerek davanın kısmen kabulüne şeklinde hüküm kurulmuştur. 

Temyiz edilen Mahkeme Kararı Danıştay tarafından yerinde görülmüş ve ONANMASINA karar verilmiştir. İdare ödediği tazminatı ameliyathane hemşirelerine ve cerraha rücu etmiş alınan bilirkişi raporlarında;

1.BİLİRKİŞİ RAPORU  “………………Scrub ve sirküle hemşirelerin ameliyat sonlandırılırken gazlı bez ve pedin sayımından sorumlu olduğu ve bu sayımı dikkatli ve özenli yapmamalarının tıp kurallarına aykırı olduğu ve davranışlarının her birinin %25 oranında ayrı ayrı kusurlu olduğu kanaatine ulaşılmıştır”

2. BİLİRKİŞİ RAPORU “………….Scrub ve sirküle hemşirelerin ameliyat sonlandırılırken gazlı bez ve pedin sayımından ikinci derecede sorumlu olduğu ve her birinin %20 oranında ayrı ayrı kusurlu olduğuna kanaat edilmiştir.”

Hastane Organizasyonundan kaynaklanan spanç unutma davaları neticesinde verilen tazminatlar mutlaka ameliyathane hemşirelerine de rücu edilmektedir. Bu durumda korunmak için ameliyathane malzeme sayım tutanağının dikkatli tutulması, tereddüt oluşturan hususların mutlaka tutanağa geçirilmesi gerekir. Görüş ayrılığı yaşanması halinde tutanağa çekince konulması yıllar sonra dava geldiğinde olayı hatırlamanızı ve korunmanızı sağlayacaktır.

EMSAL III        : Hastanelerin organizasyon sorumluluğunun da sağlık çalışanlarına yüklenmesi sorununun kan transfüzyonu gibi çoklu katılım ile gerçekleştirilen tıbbi uygulamalarda hemşirelere yansıması.

Danıştay 15. İdari Dava Dairesi 2016/9166 Esas 2017/3229 Karar 08.06.2017 tarihli kararı ile servis hemşiresi ve diğerlerinin yanlış kan transfüzyonundaki rolünden dolayı Ceza davasında da ceza aldıklarından bahisle İdarenin Tazminat Ödemesine karar verilmiştir. İlgili kararlar;

“……………….Klinik hemşiresi sanık “XXX’nin görevli ve yetkili olmayan hizmetli personeli kan bankasına yönlendirip kendisinin de bilgisi dahilinde olmayan şekilde yanlış kan torbasının ameliyathaneye intikalini sağlamak suretiyle üzerine atılı taksirle bir kişinin ölümüne neden olma suçunu işlediği anlaşılmakla cezalandırılmasına karar vermek gerekmiş,

“……….Dava dosyasının incelenmesinden “……….ameliyatı sırasında yanlış kan transfüzyonu sebebiyle öldüğü, olayla ilgili yapılan soruşturma sırasında alınan Adli Tıp Kurumu raporunda yanlış kan transfüzyonunun tıbbi bir kusur olduğu yönünde görüş bildirildiği  ve yargılama sonucunda ceza mahkemesince meydana gelen ölüm olayında davalı idarenin görevlilerinin kusuru bulunduğundan bahisle XXX ve YYY yönünden mahkumiyet kararı verildiği kararı da göz önünde bulundurulduğunda hastanın ölmesinde idarenin hizmet kusuru olduğu  gerekçesiyle …”

“…… manevi tazminata ……… Maddi tazminatın (bilirkişilerce hesaplanan destekten yoksun kalma tazminatı) davalı idareden alınarak davacılara verilmesine” karar verilmiştir.

İdare Mahkemesinin yukarıda özetlenen kararı usul ve yasaya uygun bulunarak Danıştay 15. İdari Dava Dairesi 2016/9166 Esas 2017/3229 Karar 08.06.2017 tarihli kararı ile onanmıştır.

Ceza ve tazminat olarak hekim ve hemşirelerin karşısına çıkan bu tür organizasyon sorumluluğundan kaynaklanan davalardan korunmak için, donanımsal eksiklikler, personel eksikliği ya da organizasyon eksikliği olan ve ileride dava konusu olabilecek hususlara ilişkin personelin idareye bu aksaklığı belirten bir dilekçe vererek bir örneğini kendinde saklaması, kan transfüzyonu gibi katı kurallara bağlı tıbbi işlemler için yetersiz personel, stajyer, temizlik elemanı vs. kullanılmaması riskimizi azaltıcı önlemler olacaktır.

Sonuç olarak yıllar sonra gelecek tazminat davaları ebe ve hemşirelerin gündemi olmalı ve bugünden hazırlık yapmak zorundadırlar. Zira;

·      Sigorta Güvencesi olmayan ebe-hemşirelerin son dönemlerde çıkan yüksek tazminatlar ile baş edebilmesi mümkün görünmüyor.  Olumsuz kararlar yıkıma sebep olabilir.

·      Ebe/hemşirenin sonuna kadar haklı olduğu bir davada dahi mahkemede savunma hakkını kullanabilmesi için gelirinin çok üstünde hukuk gideri ödemesi gerekebilir.

·      Özellikle Hemşirelik Yönetmeliğinde bulunan tablonun ve servislere göre hemşire/hekim yetki sınırının eğitimlerle farkındalığı sağlanmalıdır. (8/3/2010 tarihli ve 27515 sayılı Resmî Gazete ’de yayımlanan Hemşirelik Yönetmeliği ) Zira davalar sırasında yapılan ya da yapılmayan işlemlerin sınırlarını ilgili yönetmelikler belirleyecektir.

·      Hemşire ve ebeler mesleklerinin icrasına ilişkin hukuki düzenlemeleri takip etmeli, ebe/hemşirelerden oluşan sivil toplum örgütleri de farkındalığı artırmak için hukuk konusunu da gündemine almalıdır.

·      Yokluktan var etme çabanız ya da üç kişilik çalışmanız tazminatların rücu aşamasında idarenin ölçüsü olmayacaktır.

·      Bu sebeple eleman mı eksik, kullanılan cihazlar doğru ölçüm mü yapmıyor ya da bozuk mu mutlaka dilekçelerle idareye bildirmeli ve bir sureti saklanmalıdır. Sonuç olarak ebe-hemşire ve hekimlerin zor koşullarda yoktan var etmeleri maalesef ödüllendirilme ile değil cezalandırılma ile sonuçlanabiliyor. Bu durum ebe/hemşirelere de yönelen bir tehlikedir unutmayalım.

·      Ödenen tazminatların size rücu edilmesi sizin olayda kusurlu olduğunuz anlamına gelmez. İlk andan itibaren ciddiye alınmalı ve hukuken iyi yönetmelisiniz.

 

Belki bugün çözüm için adım atılabilir ve şiddet dahil birçok sorunla baş etmeye çalışan sağlık çalışanlarının sorunlarına yeni sorunlar eklenmesini önleyecek tedbirleri alabiliriz.

 Av. Arb. Ayşe ACAR YÜCEL

HANYALOĞLU-ACAR HUKUK BÜROSU