Malpraktis Sebebiyle Açılan Taksirle Yaralama Suçunda Ceza Zamanaşımı Ve Hukuk Davasındaki Zamanaşımına Etkisi

Hekimlerin hastaya uygulamış olduğu tıbbi müdahaleler sonucunda hekimlerin hukuki ve cezai sorumluluğu ortaya çıkabilmektedir. Bu yazıda TCK 89. maddesinde düzenlenen taksirle yaralama suçunun ceza yargılamasındaki zamanaşımı ve aynı zamanda hukuk davasındaki zamanaşımına etkisi incelenecektir.

5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 89. Maddesinde Taksirle Yaralama suçu düzenlenmiştir. Söz konusu kanun maddesinde;

“(1) Taksirle başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, üç aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.

(2) Taksirle yaralama fiili, mağdurun;

a) Duyularından veya organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflamasına,

b) Vücudunda kemik kırılmasına,

c) Konuşmasında sürekli zorluğa,

d) Yüzünde sabit ize,

e) Yaşamını tehlikeye sokan bir duruma,

f) Gebe bir kadının çocuğunun vaktinden önce doğmasına,

Neden olmuşsa, birinci fıkraya göre belirlenen ceza, yarısı oranında artırılır.

(3) Taksirle yaralama fiili, mağdurun;

a) İyileşmesi olanağı bulunmayan bir hastalığa veya bitkisel hayata girmesine,

b) Duyularından veya organlarından birinin işlevinin yitirilmesine,

c) Konuşma ya da çocuk yapma yeteneklerinin kaybolmasına,

d) Yüzünün sürekli değişikliğine,

e) Gebe bir kadının çocuğunun düşmesine,

Neden olmuşsa, birinci fıkraya göre belirlenen ceza, bir kat artırılır. “ şeklinde  belirtilmiştir.

Bu suçun dava zamanaşımı ise TCK Madde 66’ da düzenlenmiştir.

TCK Madde 66’ da;

“(1) Kanunda başka türlü yazılmış olan haller dışında kamu davası;

a) Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda otuz yıl,

b) Müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmibeş yıl,

c) Yirmi yıldan aşağı olmamak üzere hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmi yıl,

d) Beş yıldan fazla ve yirmi yıldan az hapis cezasını gerektiren suçlarda onbeş yıl,

e) Beş yıldan fazla olmamak üzere hapis veya adlî para cezasını gerektiren suçlarda sekiz yıl, geçmesiyle düşer.” şeklinde belirtilmiştir.

Hukuk davalarındaki zamanaşımı ise; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 72.maddesi 1.fıkrasında “Tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar”  şeklinde belirtilmiştir.

Dolayısıyla Tazminat Davalarında Dava Zamanaşımı;

® Tazminat istemi, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünün öğrendiği tarihten başlayarak iki yıl,

® Herhâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yıl geçmesiyle zamanaşımına uğrar

Ancak bu durum Türk Borçlar Kanunu’nun 72.maddesi 1.fıkranın 2.cümlesinde “Ancak, tazminat ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, bu zamanaşımı uygulanırşeklinde düzenlenmiştir.

Güncel yargı kararlarına bakıldığında ise bu durum;

Yargıtay 21. Hukuk Dairesi’nin 12.3.2019 tarihli E. 2018/3136 K. 2019/1882 sayılı kararında;

“….İş kazası tarihinde geçerli olan 818 Sayılı Borçlar Kanununun 60/2 maddesine göre eylem aynı zamanda suç oluşturuyorsa artık o suç için öngörülen ceza zamanaşımı süresinin uygulanacağı hükmü mevcuttur. Olayımızda zararlandırıcı sigorta hadisesinin aynı zamanda suç tarihinde yürürlükte bulunan 5237 Sayılı TCK’nun 89. maddesinde belirtilen “Taksirle Yaralama” suçunu oluşturduğu ve aynı kanunun 66/1-e ve 67/4 maddelerinde belirtilen uzamış ceza zamanaşımı süresinin uygulanması gerektiği, iş bu zamanaşımı süresinin ise “12 yıl” olduğu açıktır. Hal böyle olunca 20/04/2006 tarihinde gerçekleşen iş kazası için, ıslah dilekçesinin 14/12/2016 tarihinde verilmesi nedeniyle zamanaşımı süresinin dolduğundan bahsedilemez. O halde zamanaşımı def’inin yerinde olmaması nedeniyle davalıların bu yöne ilişkin istinaf istemlerinin reddine karar verilmesi gerekirken; hatalı değerlendirme ile yerel mahkeme kararının bu sebeple bozularak davacının maddi tazminata yönelik ıslah isteminin zamanaşımından reddine karar verilmesi hatalı olmuştur… Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının, yukarıda yazılı sebeplerden dolayı 6100 Sayılı HMK’nun 373/2. maddesi uyarınca BOZULMASINA, dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine 12/03/2019 tarihinde oybirliği ile karar verildi.”

Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin 11.4.2019 tarihli E. 2018/3038 K. 2019/4940   sayılı kararında;

“… Sanıklara isnat edilen ve daha ağır bir suçu oluşturma ihtimali bulunmayan eylem TCK’nın 89/1. maddesinde yaptırıma bağlanmış olup, anılan suç aynı Kanunun 66/1-e maddesi uyarınca 8 yıllık zamanaşımına tabidir. Kesen nedenlerin varlığı halinde süre yeniden işlemekte ise de, beraatine karar verilen sanıklar … ve …. açısından zamanaşımını kesen en son işlem, 27.02.2009 tarihli sorgu olup, anılan tarihten itibaren 5237 Sayılı TCK’nın 66/1-e maddesinde öngörülen 8 yıllık zamanaşımının bu iki sanık yönünden inceleme tarihinden önce gerçekleştiği; mahkumiyetine karar verilen sanıklar … ve … yönünden ise dava zamanaşımını kesen nedenlerin varlığı halinde süre yeniden işlemekte ise de, bu süre 67/4. maddesi uyarınca en fazla yarısına kadar uzayacağından, suç tarihi olan 23/03/2007 tarihinden itibaren 5237 Sayılı TCK’nın 66/1-e ve 67/4. maddelerinde öngörülen 12 yıllık zamanaşımı bu iki sanık yönünden de inceleme tarihinden önce gerçekleşmiş olmakla, dosya içeriği itibariyle de, tüm sanıklar yönünden 5271 Sayılı CMK’nın 223/9. maddesindeki derhal beraat kararı verilmesini gerektirir şartlar bulunmadığından, sanıklar müdafiilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olup, hükümlerin gerçekleşen zamanaşımı nedeniyle 5320 Sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince halen uygulanmakta olan 1412 Sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, aynı Kanunun 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, 5237 Sayılı TCK’nın 66/1-e ve 5271 Sayılı CMK’nın 223/8. maddeleri gereğince sanıklar hakkındaki kamu davasının DÜŞMESİNE; 11.04.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.”

Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin T. 5.4.2018 tarihli E. 2018/572 K. 2018/4004 sayılı kararında;

Sanığa isnat edilen ve daha ağır bir suçu oluşturma ihtimali bulunmayan eylem TCK’nın 89/1. maddesinde yaptırıma bağlanmış olup, anılan suç 5237 Sayılı TCK’nın 66/1-e maddesi uyarınca 8 yıllık zamanaşımına tabidir. Kesen nedenlerin varlığı halinde süre yeniden işlemekte ise de, bu süre TCK’nın 67/4. maddesi uyarınca en fazla yarı oranında uzayacağından, suç tarihi olan 05/08/2005 tarihinden itibaren 5237 Sayılı TCK’nın 66/1-e ve 67/4. maddelerinde öngörülen 12 yıllık zamanaşımı süresi inceleme tarihinden önce gerçekleşmiş olmakla, dosya içeriği itibariyle de 5271 Sayılı CMK’nın 223/9. maddesindeki derhal beraat kararı verilmesini gerektirir şartlar da bulunmadığından, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olup, hükmün gerçekleşen zamanaşımı sebebiyle 5320 Sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince halen uygulanmakta olan 1412 Sayılı CMUK’un 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, aynı Kanun’un 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak. 5237 Sayılı TCK’nın 66/1-e ve 5271 Sayılı CMK’nın 223/8. maddeleri gereğince sanık hakkındaki kamu davasının DÜŞMESİNE, 05/04/2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi…” şeklindedir.

Dolayısıyla hekimlerin uygulamış olduğu tıbbi müdahalenin sonucunda 5237 Sayılı TCK’nın 89.maddesinde belirtilen “Taksirle Yaralama” suçunu oluşturması  durumunda TCK’nın 66/1-e maddesinde öngörülen 8 yıllık zamanaşımı ancak TCK 66/1-e ve 67/4 maddelerinde belirtilen uzamış ceza zamanaşımı süresinin uygulanması gerektiği durumlarda ise 12 yıllık zamanaşımı söz konusudur. Tazminat davasında ise dava zamanaşımı 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 72.maddesi 1.fıkranın 2.cümlesinde Ancak, tazminat ceza kanunlarının daha uzun bir zamanaşımı öngördüğü cezayı gerektiren bir fiilden doğmuşsa, bu zamanaşımı uygulanır”  lafzından hareketle  TCK 66/1-e ve 67/4 maddelerinde belirtilen uzamış ceza zamanaşımı süresinin uygulanması gerektiği, Tazminat istemi herhâlde fiilin işlendiği tarihten başlayarak on yıl geçmesiyle zamanaşımına uğramayacak  bu sürenin “12 yıla”  kadar uzadığı sonucu çıkarmak yanlış olmayacaktır.

 

Stj. Av. Mert Sümer

HANYALOĞLU&ACAR HUKUK BÜROSU