Diş Hekimlerinin Güncel Tabela Sorunları

21.01.2020

 

I.            GENEL

İdarenin yargısal denetimi, hukuk devleti olmanın en önemli koşullarından biridir. İdarenin işlemlerinin hukuk sınırları dışına taşması, yargılama faaliyeti ile önlenir. Anayasanın 125.maddesi de idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğunu düzenlemektedir. İdarenin yargısal denetimini sağlayan iptal davasının şartları hukuk devletini gerçekleştirme amacı doğrultusunda belirleyicidir.

İptal davaları, İdari Yargılama Usulü Kanunu m. 2/1-a’da; “İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları” şeklinde tanımlanmıştır.

Kişisel hak ihlali şartı aranan tam yargı davalarının aksine, iptal davalarında davacının menfaatinin ihlal edilmiş olması aranır. Bunun sebebi ise, iptal davasının hukuk düzenini koruma, idarenin hukuka uygun davranmasını sağlama işlevidir. Bir idari işlem aleyhine iptal davası açmak için ilgilinin kişisel, güncel ve meşru bir menfaatinin ihlal edilmiş olması gereklidir. Bu kıstaslar doktrin ve içtihatlarla yerleşmiştir. Danıştay, menfaati; ciddi ve makul alaka, hukuki yarar olarak da ifade etmektedir.

Bu çalışmada menfaat koşulu dernekler açısından değerlendirilecektir.

Medeni Kanun’un 56. maddesine göre; dernek, “gerçek veya tüzel en az yedi kişinin kazanç paylaşma dışında belirli ve ortak bir amacı gerçekleştirmek üzere, bilgi ve çalışmalarını sürekli olarak birleştirmek suretiyle oluşturdukları, tüzel kişiliğe sahip kişi toplulukları” olarak tanımlanmaktadır.

Dernekler açısından menfaat koşulunun uygulanması noktasında bakılacak asıl husus, dernek tüzüğüdür. Her dernek bir tüzüğe sahiptir. Medeni Kanun ve Dernekler Kanunu uyarınca, derneğin amaç ve faaliyetleri tüzükte gösterilir. Tüzükteki amaç ve faaliyet düzenlemelerinin değerlendirilmesi, derneğin iptal davasında davacı olup olamamasıyla yakından ilgilidir. Danıştay, bazı kararlarında bu düzenlemeleri çok dar yorumlamıştır. Örneğin, tüzüğünde, üyelerinin menfaatlerini ihlal eden işlemlere karşı dava açılabilmesi için yetki tanınmış olmasını aramıştır. Bu gereklilik, derneğin amaçları çerçevesinde davacı olmasını engellemiştir. (1)

İlgili Danıştay kararı,

“Dernek tüzüğünde üyelerinin haklarını korumak amacıyla dava açabileceğine veya hukuki yollara başvurabileceğine dair herhangi bir ifadenin yer almaması durumunda dava açma ehliyetinin olmayacağı.

Danıştay 8. Dairesinin 03/10/2013 tarihli ve E:2010/7144, K:2013/6893 sayılı Kararı.

Davanın Özeti : Tıpta Uzmanlık Kurulunun, tıpta uzmanlık dallarının rotasyonlarını ve bu rotasyonların sürelerini belirleyen 21-22-23 Haziran 2010 gün ve 21/82 sayılı kararının “Göğüs Hastalıkları” uzmanlık dalına ilişkin kısmının ve bu düzenlemenin dayanağı olan 18.07.2009 tarih ve 27292 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan, Tıpta ve Diş Hekimliğinde Uzmanlık Eğitimi Yönetmeliğinin Ek-1 sayılı çizelgesinin 18. satırında yer alan Göğüs Hastalıkları uzmanlık ana dalının eğitim süresini 4 yıl olarak belirleyen düzenlemenin; Göğüs Hastalıkları uzmanlık ana dalı için belirlenen eğitim süresi ve rotasyonların bilimsel gereklilikler ve eğitim ilkeleri ile bağdaşmadığı ileri sürülerek iptali istenilmektedir.

Savunmaların Özeti: Dava konusu düzenlemelerin, yargı kararlarının gözetilmesi, ilgili bilim çevrelerinden görüş alınması, dünyadaki uygulamanın izlenmesi ve bilimsel gerekliliklerin ön plana alınması suretiyle düzenlendiği, Yönetmeliğin Ek çizelgelerinde yer alan düzenlemelerin ülkenin ihtiyaçlarına cevap verecek şekilde ve tıp alanındaki gelişmelere paralel olarak yapıldığı, rotasyona ilişkin düzenlemelerin komisyonların bilimsel çalışmaları ile oluşturulduğu belirtilerek davanın reddi gerektiği savunulmaktadır.

Danıştay Tetkik Hâkimi: Yüksel IRIZ

Düşüncesi: 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 113. maddesinde, derneklerin statüleri çerçevesinde, üyelerinin veya mensuplarının yahut temsil ettikleri kesimin menfaatlerini korumak için, kendi adlarına, ilgililerin haklarının tespiti veya hukuka aykırı durumun giderilmesi yahut ilgililerin gelecekteki haklarının ihlal edilmesinin önüne geçilmesi için dava açabilecekleri belirtilmiştir. Bu maddede belirtilen ehliyet; davaya taraf olma, dava açma ve açılan davayı takip ehliyeti olan objektif ehliyeti ifade etmektedir. İdari Yargıda, iptal davası açabilmenin ön koşulunu, objektif ehliyetle birlikte, uyuşmazlık konusu idari işlemin davacının menfaatini etkilemesi olarak tanımlanabilecek sübjektif ehliyetin bulunması oluşturmaktadır.

Dernekler, kanuna ve kuruluş belgelerine göre gerekli organlara sahip olduğu zaman tüzel kişilik kazanmakta ve buna bağlı olarak da fiil ehliyetine ve objektif dava ehliyetine de sahip olmaktadır. Derneğin sübjektif dava ehliyetinin ise, her uyuşmazlığa özgü olarak değerlendirilmesi gerekmektedir.

Bu itibarla, derneğin tüzüğünde, amaçları gerçekleştirmek için dernekçe sürdürülecek çalışma konuları ve çalışma biçimleri ile faaliyet alanları arasında, dava açma ya da hukuki yollara başvurma ifadesine yer verilmese de, derneklerin, 6100 sayılı Kanun uyarınca üyelerinin menfaatlerini korumak için objektif dava açma ehliyetleri bulunduğundan, işin esasına girilerek karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay Sekizinci Dairesince dava dilekçesi ve ekleri 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun14. maddesi uyarınca incelenip işin gereği görüşüldü:

Dava; Tıpta Uzmanlık Kurulunun, tıpta uzmanlık dallarının rotasyonlarını ve bu rotasyonların sürelerini belirleyen 21-22-23 Haziran 2010 gün ve 21/82 sayılı kararının “Göğüs Hastalıkları” uzmanlık dalına ilişkin kısmının ve bu düzenlemenin dayanağı olan 18.07.2009 tarih ve 27292 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan, Tıpta ve Diş Hekimliğinde Uzmanlık Eğitimi Yönetmeliğinin Ek-1 sayılı çizelgesinin 18. satırında yer alan Göğüs Hastalıkları uzmanlık ana dalının eğitim süresini 4 yıl olarak belirleyen düzenlemenin iptali istemiyle açılmıştır.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde; iptal davaları, idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan davalar olarak tanımlanmıştır.

Bir iptal davasının açılabilmesi ve idari yargı mercilerinin bu davayı ön koşullar yönünden kabul edebilmesi için 2577 sayılı Yasa’nın 14. maddesi uyarınca dava dilekçeleri “ehliyet” yönünden de incelenmektedir. Bu bağlamda, davanın esasının incelenebilmesi önce davacının dava açma ehliyetinin bulunmasına bağlıdır. Derneklerin de dava açma ehliyetlerinin bu çerçevede değerlendirilmesi gerekmektedir.

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 56. maddesinde; “Dernekler, gerçek veya tüzel en az yedi kişinin kazanç paylaşma dışında belirli ve ortak bir amacı gerçekleştirmek üzere, bilgi ve çalışmalarını sürekli olarak birleştirmek suretiyle oluşturdukları, tüzel kişiliğe sahip kişi topluluklarıdır.” şeklinde tanımlanmış ve 58. maddesinde ise; “Her derneğin bir tüzüğü bulunur. Dernek tüzüğünde derneğin adı, amacı, …gelir kaynakları, üyelik koşulları, organları ve örgütü ile geçici yönetim kurulunun gösterilmesi zorunludur. Dernek tüzüğü, kanunun emredici hükümlerine aykırı olamaz. Dernek tüzüğünde düzenlenmemiş konularda kanun hükümleri uygulanır.” hükmüne yer verilmiştir.

Anılan Kanun’un 90. maddesinde de; derneklerin, amaçlarını gerçekleştirmek üzere, tüzüklerinde belirtilen çalışma konuları ve biçimleri doğrultusunda faaliyette bulunacakları belirtilmiş, 5253 sayılı Dernekler Kanunu’nda da yukarıda belirtilen düzenlemelere paralel hükümler yer almıştır.

Yukarıda alıntısı yapılan yasal düzenlemeler uyarınca, derneklerin tüzüklerinde belirtilen ortak amaçlarını gerçekleştirmek için kurulmaları karşısında, faaliyet alanlarının da tüzüklerinde belirtilen çalışma konuları ve biçimleri doğrultusunda ve bunlarla sınırlı olacağı kuşkusuzdur.

Bu itibarla, derneklerin yargı mercileri önünde dava açabilmeleri, tüzüklerinde “üyelerinin haklarını korumak için dava açabileceklerine” ya da “üyelerinin hak ve menfaatlerini koruma” ifadelerinden birinin yer almasına bağlıdır.

Bu durumda, davacı Derneklerin Tüzüklerin, yukarıda ifade edildiği şekilde, üyelerinin haklarını korumak amacıyla dava açabileceğine veya Derneğin amaçları arasında üyelerinin haklarını korumak için hukuki yollara başvurabileceğine dair herhangi bir ifadeye yer verilmediğinden, davacı Derneklerin dava açma ehliyetinin bulunmaması nedeniyle, davanın esasının incelenmesine hukuken olanak bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle, 2577 sayılı Yasanın 15/1-b maddesi uyarınca davanın ehliyet yönünden reddine, aşağıda dökümü gösterilen 274,90 TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca 1.320,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı idarelere verilmesine, bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’na temyiz yolu açık olmak üzere, 03/10/2013 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.

KARŞI OY

Davacı Derneklerin üyelerinin hak ve menfaatlerini korumak amacıyla Dernek Tüzel kişiliği olarak dava açabilecekleri, dolayısıyla davanın esasının incelenmesi gerektiği görüşüyle çoğunluk kararına katılmıyorum.

Ancak son yıllarda Danıştay, derneklerin idari işlemlerden dolayı menfaat ihlallerini geniş yorumlama eğilimindedir. Bunu yaparken, dernek tüzüğünü dikkate almaktadır. Dernek tüzüğünde belirtilen amaçlar, iptal davasına konu edilen idari işlemle zedeleniyorsa menfaat ihlali söz konusudur. Danıştay bunu yaparken, Anayasanın 36. maddesinde düzenlenen hak arama özgürlüğü ilkesine atıf yapmaktadır. (2) Örneğin Danıştay bir kararında (3), davacı derneğin tüzüğünde açıkça dava açma yetkisi öngörülmesine rağmen, sadece tüzüğü alıntılamış, dava açma hakkının açıkça verilmiş olduğunu ayrıca vurgulamamıştır. Danıştay’ın esas olarak değindiği husus, açılan davaya konu edilen işlemin davacı derneğin tüzüğünde belirtilen amaç ve faaliyetlere ilişkin bir işlem olması, bu sebeple davacı derneğin menfaatinin ihlal edildiğidir.

Dernek tüzüğünde yer alan amaçların, dava konusu işlemi kapsayacak şekilde olması gereklidir. Ancak amaç ve faaliyetlerle sınırlı olarak, üyelerin menfaatlerini ihlal eden işleme karşı dernek tarafından dava açılabileceği belirtilmektedir. (4) Derneğin, tüzükte düzenlenen hususlar dışına çıkarak dava açması, menfaat koşuluna aykırı olur. Her işleme karşı herkesin davacı olması mümkün değildir. Bu sebeple derneğin çalışma alanını düzenleyen tüzüğün belirlediği alanın dışında dava açılması mümkün değildir.

II.         DERNEKLERİN ÜYESİ ADINA İDARİ DAVA AÇMAK İÇİN MENFAAT KOŞULUNU SAĞLAYIP SAĞLAMADIĞI HAKKINDA DEĞERLENDİRME

Türk Diş hekimleri Birliği; Anayasanın 135.maddesinde tanımlanan “kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları” kapsamında 7 Haziran 1985 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanan 3224 sayılı “Türk Diş hekimleri Birliği Kanunu” ile kurulmuş bir meslek örgütüdür. TDB’ye ait tabela standartlarında yer alan 4.maddeye göre tabelalarda “dentist, zahnartz, implant, dental vb.” yabancı dilde hiçbir sözcük kullanılamayacağı belirtilmiştir. Bu nedenle yabancı dilde bir sözcük ile klinik açmak isteyen diş hekimleri bu koşullarda çaresiz kalmaktadır. Diş Hekimlerinden oluşan bir Derneğin bu noktada diş hekimlerinin iradesini ortaya koyabilmek adına idari dava açabilmek için menfaat koşulunu sağlayıp sağlamadığının değerlendirilmesi gerekmektedir.

Kanaatimce, yapılan teorik açıklamalar ve son yıllarda alınan ilgili Danıştay kararları dikkate alındığında tüzükte, dava açılabileceği yönünde birebir bir hükmün bulunmaması, derneğin dava açamayacağı anlamına gelmez. Derneğin amaç ve faaliyetlerini ilgilendirmek kaydıyla, üyelerinin menfaatlerini ihlal eden işlemlere karşı dava açılabilmesi mümkündür. (5)  Bu bağlamda, dernek tüzüğünde yer alması kaydı ile derneğin idari dava açmakta menfaati bulunmaktadır.

Sağlık Turizminin ülke ekonomisi için önemi yadsınamazken Diş Hekimlerinin rekabet edebilecekleri ortamın desteklenmesi ve uluslararası alanda rekabet edebilmek için tabelalarında yabancı sözcük bulunması konusu ile ilgili mevzuat düzenlenmesine gidilmelidir. Ülkemizde her zaman olduğu gibi uygulama önden, mevzuat arkadan gelmektedir. Diş hekimlerinden oluşan bir derneğin üyesi ile birlikte, klinik açılmasını engelleyen işlemlere karşı idari dava açmakta menfaati mevcuttur. Saygılarımla

HANYALOĞLU & ACAR HUKUK BÜROSU

Stj. Av. Eren Karaca

 

 

 

 

 

KAYNAKÇA:

1-     HAKAN VURAL, DERNEKLER YÖNÜNDEN İPTAL DAVALARINDA MENFAAT KOŞULU (1,5)

Vural Hakan, ‘Dernekler Yönünden İptal Davalarında Menfaat Koşulu’, Ankara Üniversitesi, Sosyal Bilimler Ensitütüsü, Kamu Hukuku (İdare Hukuku) Anabilim Dalı, 2016.

2-     Danıştay 8. Dairesi, E. 2007/4961. K. 2007/5105. T. 08.10.2007, Danıştay İDDGK, E. 2015/3346, K. 2015/3526, T. 15.10.2015.

3-     Danıştay 14. Dairesi, E.2012/9094, K. 2013/7096, T. 24.10.2013, Danıştay Dergisi, S.135, s.435 vd.

4-     Danıştay 10. Dairesi., E. 1999/2407, K.